Pollyannacılık Oyna Demem,Diyemem!

pollyanna

Bu sabah alarm çalmadan,saatler aşağı yukarı dördü gösterirken,kendiliğimden uyandım.İçimde konuşan bir kaç kişi geri uyutmadı.Kalk illa yaz dedi, kıramadım.Henüz doğmamış güne selam ederek, aydın olmasını diledim ve kalktım…

Neydi beni bu yazıya zamansızca koşturan biliyor musun?

Gerçekliği seviyor olmam!

Bir süredir hayata dair düşünmek üzere eskiye oranla daha çok zamanım olduğu aşikar.Aynı zamanda bu işlere kafa yoran diğer uzmanları da gün aşırı okurum.Her daim mutlu olmanın bir tercih olduğunu savunurum ama kimseye, hiç bir zaman, “Pollyanna ol” demem,diyemem!

İnsanız elbet üzüleceğiz ama mühim olan kendi göz yaşını silebilecek, kendi ellerinden sımsıkı tutabilecek gücü, orada burada değil kendi içinde bulabilmek…Çünkü o gücü bulduğun zaman bir daha kaybetmiyorsun.Üzülsen de kırılsan da, kin tutmamayı öğreniyorsun.Başına gelenleri, bir komplo teorisine kurban gitmiş gibi karşılamayıp,hayatın sana öğrenmen için sunduğu sahneler olarak görüyorsun.Sonra ne oluyor biliyor musun? Her ayağa kalkışın daha otomatik bir davranış haline geliyor.Bir daha dibe batmayacak kadar yüzeyde üzülmeyi öğreniyorsun.Üzüldüğün anlarda bile gülümsemeyi es geçmeyip, sahip olduklarının kıymetini biliyorsun.Gerçekten koşulsuz mutluluğu da en çok o anda hissediyorsun.

Güne üzgün başlamak isteyen varsa hala aranızda, buyursun başlasın ama kendi kendine can simidi olabilecekse…”Olamayabilirim” diyenlere bir sır vereyim mi?  Yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştir ve sahip olduklarına şükret! İşler kendiliğinden düzelmeye başlayacak!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir